Tarihin Karanlık Yüzü

İnsanlık tarihini çoğu zaman büyük imparatorluklar, yenilikler, bilimsel gelişmeler ve kültürel zenginlikler üzerinden okumayı tercih ederiz. Ancak tarihin bir de görmezden gelinmek istenen karanlık bir yüzü vardır. Bu yüz; savaşlarla, işgallerle, sömürgecilikle, soykırımlarla, katliamlarla ve insanın insana uyguladığı akıl almaz vahşetlerle şekillenmiştir. Bu makale, insanlığın tarih boyunca gerçekleştirdiği büyük katliamları kronolojik bir sırayla ele alırken, aynı zamanda medeniyetin içindeki karanlık eğilimleri analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Eski Çağlarda Şiddetin Kökeni

Organize şiddet insanlık kadar eskidir. Arkeolojik bulgular, M.Ö. 4000’lere ait mezarlıklarda toplu ölümlerin izlerini göstermektedir. İlk şehir devletleri kurulduğunda savaş, sınır genişletmenin temel aracı haline geldi. Savaş alanında ölen askerler bilinse de, en büyük yıkım genellikle siviller üzerinde gerçekleşti.

Sümer şehir devletleri arasındaki çatışmalar sırasında isyan eden şehirlerin erkek nüfusu öldürülüyor, kadınlar ve çocuklar köleleştiriliyordu. Bu katliamlar yazılı tabletlere dahi yansımıştı. Sümer krallarından Lugalzagesi, fethettiği şehirlerde “kanın nehir gibi aktığını” bir zafer ifadesi olarak kaydetmiştir. Bu örnek bile, şiddetin yalnızca fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda bir propaganda aracı olarak kullanıldığını göstermektedir.

Asur İmparatorluğu’nun Sistematik Vahşeti

M.Ö. 900’lerden itibaren Asur İmparatorluğu, tarihin en acımasız yönetim sistemlerinden birini kurdu. Asur krallarının kitabelerinde, ele geçirilen şehirlerde toplu idamlar, kazığa oturtmalar, derinin yüzülmesi gibi vahşetler detaylarıyla anlatılır. Bu zamanların en büyük katliam politikalarından biri, Asur’un zorunlu nüfus sürgünleriydi. Direnen halklar topraklarından koparılır, binlerce kilometre uzağa taşınırdı. Yolculuk sırasında ölenlerin sayısı bile kesin olarak bilinmez. Amaç, direniş ihtimalini tamamen yok etmekti.

Antik Dünyanın Büyük Kıyımları

Eski Yunan dünyasında da şiddet “meşru siyaset” aracıydı. M.Ö. 480’de Perslerin Atina’yı ateşe vermesi bilinir, ancak daha az bilinen asıl katliam Eretria’da yaşanmıştır. Şehir halkı topluca öldürülmüş veya esir edilmiştir. Yunan-Pers Savaşları sırasında şehirlerin kaderi çoğu zaman yok oluştu.

Melos Katliamı

Peloponez Savaşları (M.Ö. 431–404) içindeki en karanlık olaylardan biri Atina’nın Melos kuşatmasıdır. Ada tarafsız kalmak istediği için Atina tarafından hain ilan edildi. Teslim olmayan Melosluların tüm yetişkin erkekleri öldürüldü. Kadınlar ve çocuklar köleleştirildi. Bu olay, gücün hukukun önüne geçtiği tarihsel bir dönüm noktası olarak anılır.

Büyük İskender’in Seferleri

Büyük İskender çoğu zaman bir fatih ve kültür taşıyıcısı olarak anılsa da, seferlerinde büyük katliamlar gerçekleştirmiştir. Tire kuşatması sonrası şehir neredeyse tamamen yok edildi. Antik kaynaklar on binlerce insanın öldürüldüğünü yazar. Gazze, İskender’in ordusuna direndiği için benzer bir kader yaşadı.

Roma İmparatorluğu: Medeniyetin Gölgesindeki Zulüm

Roma İmparatorluğu, askeri gücünü pekiştirmek için sık sık “örnek ceza” politikaları uyguladı. M.Ö. 146’da Kartaca’nın tamamen yakılıp yıkılması, şehir nüfusunun çok büyük bir kısmının öldürülmesi tarihteki önemli dönüm noktalarından biridir.

Galya’nın Kanlı Fethi

Julius Caesar’ın Galya seferi (M.Ö. 58–50), Roma’nın en büyük toprak genişlemesini sağladı ancak aynı zamanda tarihin en büyük kitlesel ölümlerinden birini doğurdu. Caesar kendi eserinde bir milyon Galyalının öldürüldüğünü, yüz binlercesinin köleleştirildiğini yazar. Bu rakamın propaganda amaçlı artırıldığı düşünülse de, Galya nüfusunun büyük bir kırılma yaşadığı kesindir.

Roma’nın İç Katliamları

Roma yalnızca dış düşmanlara değil, iç muhaliflere karşı da acımasızdı. Spartaküs isyanından sonra çarmıha gerilen kölelerin sayısı binleri buluyordu. Roma yollarında kilometreler boyunca uzanan cesetler, şiddetin bir gözdağı aracı olarak kullanılmasının en çarpıcı örneklerinden biridir.

Orta Çağın Karanlığı: Din ve İktidar Adına Katliamlar

Roma’nın yıkılmasının ardından Avrupa uzun bir siyasi ve sosyal istikrarsızlık dönemine girdi. Din, bu dönemde hem birleştirici güç hem de büyük bir şiddet aracına dönüştü.

Haçlı Seferleri

1096’da başlayan Haçlı Seferleri, tarihin en kanlı din savaşlarından biridir. 1099’da Kudüs’ün ele geçirilmesi sırasında on binlerce Müslüman ve Yahudi katledildi. Haçlı kronikleri, sokaklarda “kanın atların dizlerine kadar yükseldiğini” yazacak kadar vahşeti yüceltmiştir.

Engizisyon

Katolik Kilisesi’nin sapkın gördüğü topluluklara karşı kurduğu Engizisyon mahkemeleri, Avrupa’da iki yüzyıldan uzun süre işkenceler ve öldürmeler gerçekleştirdi. Katarlara yönelik Albi Haçlı Seferi (1209–1229), bazı bölgelerde nüfusun yarısının yok olmasına sebep oldu.

Moğol İstilaları

  1. yüzyılda Moğol İmparatorluğu’nun yükselişi, insanlık tarihinin en büyük nüfus kayıplarından bazılarını doğurdu. Cengiz Han’ın orduları direnen şehirleri tamamen yok ederdi. Orta Asya, İran ve Çin’de milyonlarca insanın öldüğü tahmin edilir. Moğolların amacı ekonomik veya dini bir hedef değil; direnci tamamen kırmak ve korku salmaktı.

Yeni Çağ’da Sömürgeciliğin Kıyımları

  1. yüzyıldan itibaren Avrupalı devletlerin yeni kıtalar keşfetmesi, modern tarihin en büyük nüfus kayıplarına yol açtı.

Amerika Kıtasının Fethedilmesi

Kristof Kolomb’un gelişinin ardından İspanyollar, Portekizliler ve daha sonra İngilizler ve Fransızlar Amerika kıtasını işgal etti. Savaşlar, zorla çalıştırma, salgın hastalıklar, ekonomik sömürü ve köleleştirme sonucunda Amerika yerlilerinin nüfusu dramatik biçimde azaldı. Bazı bölgelerde 100 yıl içinde nüfusun %90’ı yok oldu.

Afrika Köle Ticareti

  1. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar süren transatlantik köle ticareti, insanlık tarihinin en büyük zorunlu nüfus hareketlerinden biridir. Yaklaşık 12 milyon Afrikalı köleleştirildi, milyonlarcası yolculuk sırasında öldü. Köle ticareti, Afrika’nın sosyal yapısını bozdu, kıtada yüzyıllar süren bir travma bıraktı.

Avustralya ve Aborjin Kıyımları

İngiliz kolonizasyonu, Avustralya yerli halkı için bir felaket getirdi. Avrupalılar tarafından yayılmak istenen “medenileştirme” politikaları, Aborjin halkı üzerinde bir tür kültürel ve fiziksel yok oluş süreci yarattı. 18. ve 19. yüzyıllarda yerli nüfus sistematik biçimde şiddete ve ayrımcılığa uğradı.

19. Yüzyıl Sonu ve 20. Yüzyıl Başında Devlet Terörü

Sanayi devrimi ile modern devletler daha güçlü hale geldi. İletişim, lojistik ve bürokrasi geliştikçe şiddet de daha organize uygulanmaya başladı.

Belçika’nın Kongo Politikaları

Kral II. Leopold’un şahsi mülkü olarak yönettiği Kongo Serbest Devleti, tarihin en büyük sömürge katliamlarından biridir. Kauçuk talebini karşılamak için yerli halk işkence edildi, aç bırakıldı, cezalandırıldı. Araştırmalar 10 milyona yakın Kongolunun bu süreçte hayatını kaybettiğini tahmin eder.

20. Yüzyılın Eşiğinde Milliyetçi Şiddet

Dünyanın birçok bölgesinde milliyetçi hareketler yükseldi. Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da etnik temizlik niteliğinde şiddet ortamları oluştu.

I. ve II. Dünya Savaşları: Kitlesel Ölümün Sanayileşmesi

  1. yüzyıl, insanlık tarihinin en kanlı yüzyılı olarak bilinir.

Birinci Dünya Savaşı

1914–1918 yılları arasında süren savaş, sadece cephede değil sivil alanlarda da büyük yıkım yarattı. Kimyasal silahlar ilk kez bu kadar geniş ölçekli kullanıldı. Cephedeki ölümler milyonlarla ifade edildi. Ancak savaş sonrası salgınlar, kıtlıklar ve iç çatışmalarla sayı çok daha büyüdü.

İkinci Dünya Savaşı ve Holokost

1939–1945 arasında yaşanan II. Dünya Savaşı, tarihin en yüksek ölüm oranlarına sahip çatışmasıdır. Nazi Almanyası’nın Yahudi halkına uyguladığı Holokost, insanlığın en karanlık anıdır. Altı milyon Yahudi planlı ve sistematik biçimde yok edildi. Bunun yanı sıra siyasi mahkûmlar, Çingeneler, Sovyet savaş esirleri, engelliler ve muhalifler de kitlesel şekilde öldürüldü. Savaş toplamda 60 milyondan fazla can aldı.

Soğuk Savaş ve Etnik Temizlikler

Savaş sonrası dönem barış getirmedi. Totaliter rejimler, iç savaşlar ve etnik gerilimler büyük kayıplara yol açtı.

Kamboçya

Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler rejimi, 1975–1979 arasında 1,5 ila 2 milyon insanı öldürdü. Ülke nüfusunun dörtte biri yok olmuştu. Amaç ütopyacı bir tarım toplumu kurmaktı; bunun için şehirde yaşayanlar tehdit görülüp topluca infaz edildi.

Ruanda

1994’te yalnızca 100 gün içinde yaklaşık 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu öldürüldü. Ruanda Soykırımı, modern dünyanın gözleri önünde gerçekleşen en acı katliamlardan biri olarak tarihe geçti.

Bosna

1992–1995 yılları arasında Bosna’da yaşanan savaş sırasında Srebrenitsa’da 8.000’den fazla Boşnak erkek sistematik biçimde öldürüldü. Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşen en büyük katliam olarak kabul edilir.

21. Yüzyıl: Şiddetin Dijitalleşmesi ve Yeni Savaşlar

Yeni yüzyılın getirdiği teknoloji, şiddetin hem görünürlüğünü artırdı hem de biçimini değiştirdi. İnsanlık artık yalnızca fiziki savaşlarla değil, bilgi harpleriyle, dron saldırılarıyla, terör eylemleriyle ve iç savaşların yıktığı toplumlarla yüzleşiyor.

Orta Doğu’da Çöküş

Suriye iç savaşı, modern tarihin en yıkıcı çatışmalarından biridir. 2011’den bu yana yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi. Irak, Yemen, Libya gibi ülkelerde meydana gelen çatışmalar ve dış müdahaleler bölgede uzun süreli insani krizlere yol açtı.

Afrika’daki İç Savaşlar

Sudan, Somali, Etiyopya gibi ülkelerde etnik ve politik mücadeleler yüz binlerce can aldı. Zengin yeraltı kaynakları, kabile çatışmalarını daha da körükledi.

Tarihten Ders Almanın Zorunluluğu

İnsanlık tarihinin karanlık yüzü, aslında toplumların nasıl bir anda cehenneme dönüşebileceğini gösteren büyük bir uyarıdır. Bu katliamlar belirli bir millete, dine veya kültüre ait değildir; insanın içindeki güç hırsı, korku, önyargı ve çıkar duygusunun yarattığı ortak trajedilerdir. Medeniyet ilerlese de şiddetin biçimi değişmekte, ancak özünde aynı kalmaktadır.

Geçmişi anlamak, sadece acıları hatırlamak değildir; aynı zamanda gelecekte bu acıların tekrar etmesini engellemenin tek yoludur. İnsanlığın karanlık yüzü, tarihe gömülmüş değildir; bugün de farklı coğrafyalarda varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle tarih bilinci, hem bireysel hem toplumsal düzeyde bir zorunluluktur.