Demokrasi Yalanları, Ambargolar ve Modern Sömürgeciliğin Kanlı Hesabı
Venezuela meselesi, ABD’nin dünyaya yıllardır pazarladığı “demokrasi”, “insan hakları” ve “özgürlük” masallarının ne kadar sahte olduğunu gözler önüne seren en çıplak örneklerden biridir. Bu ülkede yaşanan hiçbir kriz tesadüf değildir. Venezuela, kendi halkına ait olması gereken zenginlikleri ABD’ye teslim etmeyi reddettiği için cezalandırılmıştır. Konu ne Maduro’dur ne ideolojidir ne de yönetim biçimi. Konu petroldür. Daha doğrusu, petrolün kimin cebine akacağıdır.
ABD, Venezuela’yı bir ülke olarak değil, kontrol edilmesi gereken bir maden sahası olarak görmektedir. Venezuela halkı ise bu denklemde yalnızca gözden çıkarılabilir bir “yan hasar”dır.
ABD’nin Venezuela Petrolüne Olan Açgözlü Bağımlılığı
ABD, dünyaya kendini enerji devi olarak sunsa da gerçekte enerji güvenliği konusundaki paniğini hiçbir zaman gizleyememiştir. Özellikle Venezuela’nın sahip olduğu ağır ham petrol, ABD rafineri sistemi için hayati önemdedir. Bu petrol sadece bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda jeopolitik bir silahtır.
ABD için mesele petrol satın almak değildir; mesele petrolü kontrol etmektir. Venezuela petrolünün ulusal bir kaynak olarak görülmesi, ABD merkezli enerji tekellerinin çıkarlarına doğrudan tehdittir. Çünkü Venezuela petrolü serbest piyasanın değil, halkın hizmetine sunulmak istenmiştir.
ABD’nin tahammül edemediği tam olarak budur:
Petrolün Wall Street’e değil, Caracas’a hizmet etmesi.
ABD’nin gözünde Venezuela’nın asıl “suçu”, bağımsız olmaya kalkışmasıdır. Enerji politikalarını Washington’dan değil, kendi halkının ihtiyaçlarından yola çıkarak belirlemesi affedilemez bir küstahlık olarak görülmüştür.
Ambargo: Modern Dünyanın Sessiz Katliam Aracı
ABD’nin Venezuela’ya uyguladığı ambargolar, tarihin en ikiyüzlü ve en acımasız ekonomik saldırılarından biridir. Bu ambargolar bir ülkenin yönetimini değil, doğrudan halkın yaşamını hedef almıştır. Gıda ithalatı zorlaştırılmış, ilaç tedariki engellenmiş, enerji altyapısı felç edilmiştir.
ABD, bu politikayı uygularken tek bir an bile “Venezuela halkı ne olacak?” diye sormamıştır. Çünkü amaç, halkı refaha kavuşturmak değil; halkı açlığa, çaresizliğe ve umutsuzluğa sürüklemektir. Bu sayede içeriden bir çöküş yaratmak ve ardından “bakın, devletiniz sizi koruyamıyor” propagandası yapmak planlanmıştır.
Bu, klasik bir sömürge taktiğidir:
Önce krizi yarat, sonra krizin sorumlusu gibi davran.
ABD, kendi yarattığı yıkımı, Venezuela yönetiminin “başarısızlığı” olarak pazarlamış; medya gücüyle bu yalanı küresel bir gerçek gibi sunmuştur. Oysa ortada başarısız bir ülke değil, bilinçli olarak boğulan bir ülke vardır.
Maduro’yu Tutuklama Tehdidi: Hukukun Maskesiz Tecavüzü
ABD’nin Nicolás Maduro’yu “tutuklama”, “yakalama” ya da “yargılama” söylemleri, uluslararası hukukun alenen ayaklar altına alınmasıdır. Egemen bir devletin seçilmiş liderine yönelik bu tür tehditler, açık bir emperyalist küstahlıktır.
ABD kendisini dünya polisi, savcısı ve hâkimi ilan etmiştir. Kendi hukukunu evrensel hukuk gibi sunmakta, karşı çıkan her lideri “suçlu” ilan etmektedir. Maduro’nun ABD’ye göre en büyük suçu şudur:
Petrolü teslim etmemek.
Irak’ta Saddam’a, Libya’da Kaddafi’ye, Venezuela’da Maduro’ya uygulanan senaryo birebir aynıdır. Önce şeytanlaştırma, sonra hukuksuz suçlamalar, ardından “meşru müdahale” masalları. Sonuç her zaman aynıdır: Yıkılmış bir ülke ve yağmalanan doğal kaynaklar.
Maduro’nun tutuklanması çağrıları, adalet değil; soygun için hukuki zemin oluşturma çabasıdır.
Venezuela Halkı Neden Yoksul? Yalanlar ve Gerçekler
Venezuela halkının yoksulluğu, ne kaderdir ne de tesadüf. Bu yoksulluk ithal edilmiştir. ABD’nin finansal kuşatması, ülkenin parasını değersizleştirmiş, ticaretini durdurmuş ve ekonomisini kilitlemiştir.
Petrol satan ama parasını alamayan, ithalat yapmak isteyen ama bankacılık sistemi bloke edilen bir ülkenin ekonomik çöküş yaşaması kaçınılmazdır. Buna rağmen ABD medyası, utanmadan Venezuela’yı “kendi kendini batıran ülke” olarak sunmuştur.
Bu, suçlunun mağduru suçladığı klasik bir manipülasyondur.
Venezuela halkı bugün refah içinde yaşayabilirdi. Sahip oldukları petrol, sadece Latin Amerika’nın değil, dünyanın en büyük zenginliklerinden biridir. Ancak bu zenginlik ABD’nin kontrolünde olmadığı için halk cezalandırılmıştır.
ABD’nin mesajı nettir:
“Ya teslim olursun ya da yoksullaşırsın.”
ABD’nin Gerçek Sorunu: Bağımsız Ülkeler
ABD’nin Venezuela ile derdi ne Maduro’dur ne ideolojidir. ABD’nin asıl sorunu, kendisine boyun eğmeyen ülkelerdir. Kendi kaynaklarını koruyan, kendi kararlarını alan ve Washington’dan talimat beklemeyen her ülke potansiyel hedeftir.
Venezuela bu yüzden hedef alınmıştır. Çünkü petrolünü satarken diz çökmemiştir. Çünkü çok uluslu şirketlere ülkeyi peşkeş çekmemiştir. Çünkü “bizim petrolümüz” demeye cesaret etmiştir.
ABD için affedilmez olan budur.
Petrol Uğruna Yok Edilen Bir Ülke
Venezuela’da yaşananlar bir “başarısız devlet” hikâyesi değil, başarılı bir sömürü operasyonunun hikâyesidir. ABD, petrol için bir ülkeyi ekonomik olarak boğmuş, halkını yoksullaştırmış ve ardından bu yıkımı ahlaki bir gerekçeyle süslemeye çalışmıştır.
Bugün Venezuela’nın yaşadığı her sıkıntının arkasında ABD’nin parmak izleri vardır. Bu bir komplo teorisi değil, tarihsel bir tekrarın güncel versiyonudur.
Petrol için yıkılan ülkeler listesine Venezuela da eklenmiş olup ABD, bu yıkımı hâlâ “özgürlük” diye pazarlamaktadır.

