Türk Gençlerin Avrupa Hayali

Son yıllarda Türkiye’de gençler arasında giderek yaygınlaşan bir ortak hayal var: Avrupa’ya gitmek. Bu hayal, yalnızca “daha iyi bir hayat” arzusundan ibaret değil; ekonomik, sosyal, mesleki ve hukuki birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıkan güçlü bir yönelim. Üniversite sıralarında okuyan gençlerden yeni mezunlara, hatta yıllardır çalışan nitelikli profesyonellere kadar geniş bir kesim, geleceğini Türkiye dışında kurmayı ciddi şekilde düşünüyor. Bu durum, bireysel bir tercih olmanın ötesinde, Türkiye’deki yapısal sorunların gençler üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor.

Türk gençlerinin Avrupa hayalini besleyen nedenler incelendiğinde; eğitim sonrası işsizlik, alım gücü düşüklüğü, sosyal yaşamın pahalılaşması, temel tüketim ürünlerinin ulaşılmaz hale gelmesi ve adalet sistemine duyulan güvensizlik gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Bu makalede, Türk gençlerinin neden Avrupa’ya gitmek istediklerini bu temel nedenler çerçevesinde ele alacağız.

Türkiye’de Planlama Eksikliği ve Üniversite Mezunlarının İşsizlik Sorunu

Türk gençlerinin Avrupa hayali kurmasının en temel nedenlerinden biri, Türkiye’de eğitim ile istihdam arasındaki kopukluktur. Son yıllarda üniversite sayısının hızla artması, nitelikli bir planlama yapılmadan kontenjanların genişletilmesi ve piyasa ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi, mezun işsizliğini kronik bir sorun haline getirmiştir.

Her yıl yüz binlerce genç üniversitelerden mezun olmakta; ancak bu mezunların önemli bir kısmı kendi alanlarında iş bulamamaktadır. Özellikle öğretmenlik bu durumun en çarpıcı örneklerinden biridir. Eğitim fakültelerinden mezun olan binlerce öğretmen adayı, yıllarca KPSS’ye hazırlanmasına rağmen atanamamakta ve mesleklerini icra edememektedir. Benzer şekilde mühendislik fakültelerinden mezun olan gençler de ciddi bir istihdam sorunuyla karşı karşıyadır. Mühendisler, ya alanları dışında düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmakta ya da uzun süre işsiz kalmaktadır.

Bu tablo, gençlerde ciddi bir umutsuzluk yaratmaktadır. Yıllarca emek verilerek alınan bir üniversite diplomasının, ekonomik ve sosyal güvence sağlamaması, gençleri alternatif arayışlara yöneltmektedir. Avrupa ülkelerinde ise üniversite–sektör iş birliğinin daha güçlü olması, staj ve istihdam olanaklarının sistematik şekilde planlanması, mezuniyet sonrası iş bulma ihtimalini artırmaktadır. Bu durum, Türk gençleri için Avrupa’yı cazip bir seçenek haline getirmektedir.

Alım Gücü Düşüklüğü: Aynı Emeğe Karşılık Daha Az Hayat

Türk gençlerinin Avrupa’ya gitme isteğinin bir diğer önemli nedeni, Türkiye’de alım gücünün dramatik şekilde düşmesidir. Türkiye’de bir genç, ne kadar çok çalışırsa çalışsın, temel tüketim ürünlerine ulaşmak için Avrupalı yaşıtlarına kıyasla çok daha uzun süre çalışmak zorunda kalmaktadır.

Örneğin bir Avrupa ülkesinde asgari ücretle çalışan bir genç, birkaç aylık birikimiyle bir akıllı telefon ya da orta segment bir otomobil satın alabilirken; Türkiye’de aynı ürünler için yıllarca çalışmak gerekmektedir. Bir otomobil, artık yalnızca bir ulaşım aracı değil, gençler için neredeyse ulaşılması imkânsız bir lüks haline gelmiştir. Benzer şekilde telefon, bilgisayar gibi temel teknolojik ürünler de yüksek vergiler ve kur farkı nedeniyle ciddi şekilde pahalılaşmıştır.

Bu durum yalnızca büyük harcamalarla sınırlı değildir. Giyim, elektronik, hatta gündelik yaşamda kullanılan birçok ürün, Türkiye’de gençlerin bütçesini zorlamaktadır. Aynı işi yapan, benzer eğitim düzeyine sahip bir Türk genci ile Avrupalı bir genç arasındaki yaşam standardı farkı, gençler tarafından net bir şekilde hissedilmektedir. Bu fark, “ne kadar kazanıyorum?” sorusundan çok, “kazandığımla nasıl bir hayat yaşayabiliyorum?” sorusunu gündeme getirmektedir.

Sosyal Hayatın Pahalılaşması ve Yaşanabilirlik Sorunu

Sosyal hayat, gençler için yalnızca eğlence değil; sosyalleşme, psikolojik denge ve yaşam kalitesinin önemli bir parçasıdır. Ancak Türkiye’de son yıllarda sosyal hayatın maliyeti ciddi şekilde artmıştır. Bir kafede oturmak, sinemaya gitmek, konsere katılmak ya da arkadaşlarla dışarıda vakit geçirmek, birçok genç için lüks haline gelmiştir.

Avrupa’da ise sosyal yaşam, gençlerin bütçesine daha uygun ve erişilebilir durumdadır. Kültürel etkinlikler, konserler, festivaller ve sosyal alanlar daha yaygın ve görece ucuzdur. Ayrıca şehir planlaması, toplu taşıma ve kamusal alanların kullanımı, gençlerin sosyal hayata katılımını kolaylaştırmaktadır.

Türkiye’de gençler, ekonomik kaygılar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşmakta, bu da yalnızlık ve gelecek kaygısını artırmaktadır. Avrupa hayali, bu noktada yalnızca daha fazla para kazanma isteği değil; daha dengeli, daha sosyal ve daha “yaşanabilir” bir hayat arayışını da temsil etmektedir.

Tekstil Ürünlerinde Fiyat Paradoksu: Columbia Mont Örneği

Türk gençlerinin sıkça dile getirdiği çarpıcı bir diğer konu ise tekstil ürünlerindeki fiyat farkıdır. Türkiye, tekstil üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olmasına rağmen, markalı tekstil ürünleri Türkiye’de Avrupa’ya kıyasla çok daha pahalıya satılmaktadır.

Örneğin Columbia marka bir mont, Avrupa’da ortalama bir maaşla çalışan bir gencin kolaylıkla satın alabileceği bir ürünken; Türkiye’de aynı mont, neredeyse Avrupa fiyatının birkaç katına satılmaktadır. Bazı dönemlerde bu farkın 4–5 kata kadar çıktığı görülmektedir. Üstelik bu ürünlerin önemli bir kısmı Türkiye’de üretilmesine rağmen, Türk gençleri için ulaşılmaz hale gelmektedir.

Bu durum gençlerde ciddi bir adaletsizlik algısı yaratmaktadır. “Aynı ürünü üreten ülkede yaşıyorum ama satın alamıyorum” düşüncesi, Avrupa hayalini daha da güçlendirmektedir. Avrupa’da yaşamanın, yalnızca daha fazla kazanmak değil; üretilen değere daha adil şekilde erişebilmek anlamına geldiği düşünülmektedir.

Adalet Sistemine Güvensizlik ve Gelecek Kaygısı

Türk gençlerinin Avrupa hayalini besleyen belki de en derin nedenlerden biri, adalet sistemine duyulan güvensizliktir. Gençler, hukukun herkese eşit uygulanmadığına dair yaygın bir algıya sahiptir. Eğitimde, iş hayatında ve günlük yaşamda liyakatten uzak uygulamalar, gençlerin sisteme olan inancını zedelemektedir.

Birçok genç, Türkiye’de ne kadar çalışırsa çalışsın, ne kadar başarılı olursa olsun, adil bir karşılık alıp alamayacağından emin değildir. Bu belirsizlik, uzun vadeli plan yapmayı zorlaştırmaktadır. Oysa Avrupa ülkelerinde hukuk devleti anlayışının daha güçlü olması, kuralların öngörülebilirliği ve bireysel hakların daha güvence altında olması, gençler için önemli bir çekim unsuru oluşturmaktadır.

Adalet duygusunun zayıflaması, gençlerin yalnızca bugüne değil, geleceğe dair umutlarını da törpülemektedir. Bu nedenle Avrupa hayali, sadece ekonomik bir kaçış değil; daha adil bir düzen arayışının da yansımasıdır.

Sonuç: Bir Hayalden Fazlası

Türk gençlerin Avrupa hayali, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir meseledir. İşsizlik, alım gücü düşüklüğü, sosyal hayatın pahalılaşması, temel ürünlere erişim zorluğu ve adalet sistemine duyulan güvensizlik, bu hayalin temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Avrupa, gençler için yalnızca coğrafi bir hedef değil; daha öngörülebilir, daha adil ve daha yaşanabilir bir hayatın sembolü haline gelmiştir.

Bu hayalin nedenlerini doğru analiz etmek, yalnızca gençleri anlamak için değil; Türkiye’nin geleceği açısından da büyük önem taşımaktadır. Çünkü gençlerin hayalleri, bir ülkenin yarınını şekillendirir. Eğer bu hayaller başka ülkelerde kuruluyorsa, bu durum üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir gerçeği işaret etmektedir.